|
|
Yaşadığımız yörenin coğrafyası
nasıl oluştu? Bize neler sundu.
 |
|
|
Alp
sistemi içindeki Toros dağları, İçel'de geniş bir payanda
duvarı gibi Akdeniz kıyılarından yükselerek Anadolu platosuna
destek verir. Üstte: Göksu Deltası.
|
Büyük gürültü ile sarsılan yeryüzü, inanılmaz bir biçimde şekil
değiştirmekteydi. Mamutlar, tek toynaklılar, kanatlılar, sürüngenler
ve binlerce garip yaratık, yeraltından fışkırarak çevreye yayılan
kızıl lavlar ve kaya parçaları ile zehirli gazların öldürücü etkisinden
panik halinde kaçışırlarken, kimi gruplar ansızın açılan alevli
uçurumlardan aşağıya yuvarlanmaktaydılar. Yöre canlılarının ölüm
çığlıkları; inanılmaz bir biçimde şekil değiştiren yeryüzü kabuğunun
gürültüleri, Toros dağlarının kıvrım kıvrım doğum sancıları ile
Hasan, Erciyes ve Melendiz üçüzlerinin alevler içinde yükselirken
çıkardıkları korkunç sesler arasında duyulmadı bile.
Mitolojiye göre, yeraltı tanrısı Hepaistos'un müthiş öfkesi, Aristo'ya
göre ise: "Dünyanın içine hapsedilmiş rüzgarların patlamasıydı
bütün bunlar." Gerçekte, günümüzden yaklaşık 6 milyon yıl önceleri,
üçüncü zaman sonlarına doğru doğanın gücünü sergilediği bir dizi
tektonik olayla birlikte, Alp Himalaya sisteminin güney kanadı olan
Toros dağları ve Akdeniz çukuru oluşmaktaydı.
Ofiyolit
ve kalker yığınlarından dev bir boğa gibi soluyarak yükselmekte
olan Toros dağları. Akdeniz'in kıvrımlı çizgisini belirleyen üç
büyük kütle, doğudan batıya dik, sarp ve yüksek diziler halinde
uzanıyordu. Dördüncü dönem ile birlikte buzullar, platolar, vadiler,
karstik çukurlar, mağaralar, dolinler, poljeler, obruk ve suyutan
voklüz kaynakları ile günümüz Akdeniz bölgesinin Anadolu kıyılarına
ait doğal yapı ana hatlarıyla ortaya çıktı. Dördüncü zaman sonlarında
buzulların erimesiyle Akdeniz, birkaç kez 100 ile 150 metre arasında
alçalıp yükseldi, şiddetli depremler oldu. Daha geç zamanlarda doğubatı
yönünde kıyıya koşut giden dağların yumuşak kalkerli yapısının aşınması
ile kalank denilen çukur ve oyuklar oluştu.
Bunların bir kısmı yüz binlerce yıl sonra, güney rüzgarlarına açık
kıyı bandında Akdeniz teknelerinin en değerli barınakları olacaktır.
Afrika sıcağını taşıyan güney rüzgarlarının çarptığı Toros dağları;
plato, yayla ve kıyılara ılık Akdeniz havasını yansıtarak, bölgenin
iklim ve florasını etkileyen başlıca faktör oldu. P. Meaumont, G.
H. Blake ve J. M. Wagstaffın M.Ö. 8000 yıllarında Orta Doğu bitki
örtüsü ve coğrafyasına ait haritalarından edindiğimiz bilgiler doğrultusunda,
bol yağış alan yöremiz tamamen
ormanlarla kaplıydı. Doğa, son rötuşlarını ise yağmurların ve yeraltı
su kaynaklarının beslediği irili ufaklı akarsularıyla yaptı. Bunlar
her yanı ormanlarla kaplı dağlar arasında Göksu kapızı ile Çakıt
ve Lamas gibi derin vadilerden veya dik yamaçlardan aşağıya, hızlı
ve akışkan bir biçimde deniz yönünde güneye inmeye başladılar. Zaman
içinde Göksu, Tarsus, Seyhan ve Ceyhan akarsuları, günümüzde de
deniz yönünde büyümeye devam eden verimli alüvyon ova ve deltaları,
çok sayıdaki küçük akarsu da kıyı boyunca uzanan dar ve verimli
ova bandını oluşturdular.
 |
|
|
Solda:
Taşucu yakınlarında denize açılan küçük bir alüvyon ova. Sağda:
Cennet Obruğu
|
Sonuçta
toprak taşındı, yıkandı, ayrıştı ve %60'ı dağ olan Kilikya'da yörelere
göre çok farklı kimyasal yapıda topraklar oluştu. Cario M. Cipolla'nın
yayınlarında yoğun biçimde irdelediği gibi, doğanın milyonlarca
yılda hazırladığı bu ortam, insanoğlunu soğuk mağara oyuklarından
çıkarmış, canlılar içinde doğa etkinliğine en geç, ancak en aktif
olarak katılan insanın tarih sahnesine çıkmasını sağlamıştır. 10.000
yıl önceleri Anadolu'da başlayan ılıman iklim, uygar insanın geleceğini
de müjdelemekteydi. Nitekim, öncelikle Orta Doğu ve Ön Asya'da
birçok uygar yerleşim bölgeleri ortaya çıktı. Bunlardan biri de
Kuzeydoğu Akdeniz'de yer alan Kilikya idi. M.V.S. Williams, Kilikya'da
Yeni Taş Çağı ve Bakır Taş Çağı'na ait 29 yerleşme yeri tespit etmiştir.
Bunlardan 15'i Çukurova'da, 14'ünün ise Yüksekova'da olduğunu belirtir.
Ancak akarsu kenarlarındaki alüvyon alanlarda kurulu olan bazı yerleşimler,
günümüzde de devam eden yığılmaların altında kalmış olabilirler.
İlerideki bölümlerde değinileceği gibi, Kilikya bölgesi insanı,
alüvyon ovalardan, mağaralardan, voklüz kaynaklarına, volkanik taşlara
ve madenlere kadar bu doğal oluşumların hepsinden yararlanmasını
bilecektir.
1935 yılında H.Goldman'ın Tarsus yakınlarındaki Gözlükule'de, 1936
yılında J.Garstang'ın Mersin yakınlarındaki Yumuktepe'de yaptıkları
arkeolojik araştırma ve kazılar sonucunda Yeni Taş Çağı'nın tarım
ve kültür devrimini gerçekleştirmiş insan topluluklarına ait ilk
yerleşim katmanlarım tespit ettiler.
Vahşetten üretkenliğe geçiş süreciyle birlikte, Toroslar'ın ötesindeki
Anadolu platosuna serpilmiş Yeni Taş Çağı ve Bakır Taş Çağı yerleşimleri.
Batı Anadolu, Doğu Akdeniz kıyılan, adalar ve Yukarı Suriye ile
ticari ilişkiler kurmaya, kültür etkileşimini gerçekleştirmeye başladılar.
Yazılı tarih çağlarından itibaren de giderek yükselen düzeyde, gelişme
sürecine giren yöremiz; uygarlıkların tarih, mekan ve insanla olan
güçlü bağlarının tanıklığına sahne olacaktır.
<<<Mersin Anasayfası
|