Ana Sayfa
Biz Kimiz?
Gerekli Bilgiler
Mevzuat Linkleri
Linkler
İrtibat

 

"Anadolu'da gelmiş geçmiş en eski sürekli yerleşimin tanıkları" R.Numann

YUMUKTEPE VE GÖZLÜKULE


Geçmişteki kültürler, bilimsel olarak Eski Taş (Paleolitik), Yeni Taş (Neolotik). Bakır Taş (Kalkolitik), Bronz ve Demir gibi madde cinslerine göre ana çağlara, bu çağlar da kendi içlerinde "erken", "orta" ve "geç" dönemlere ayrılmışlardır. Bu kronolojik gelişme, aynı zamanda toplumun yaşam düzeyinin yükselişim ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesin! de belirlemektedir.


Sığındığı mağaralarda 100 binlerce yıldan beri yaşamım güçlükle sürdürebilen Eski Taş Çağı'nın toplayıcı ve asalak insanı, gelişmesin! sürdürebileceği doğal koşullara kavuşmasıyla, diğer tüm canlılardan üstün bir soy olduğunu kanıtlarcasına. Yeni Taş Çağı'nı başlattı. Gordon Childe'nin uygarlık tarihinde en önemli "devrim" olarak nitelendirdiği bu çağda, Anadolu'da yabanıl bir yaşam sürdüren Homo Ne-anderthalensis ve Homo Sapiens insanı, kaya oyuklarından çıkarak toplu yerleşik yaşamaya, doğal çevreyi tanımaya geliştirmeye, ihtiyacı olan el aletlerim, üretim araçlarım ve gereksinim duyduğu eşyaları yapmaya, tarımsal üretimi gerçekleştirmeye. hayvanları ehlileştirerek onlardan yararlanmaya başladı; bu süreçle birlikte ürün artırmaya ve ticarete de yöneldi.

C.M.Cipolla'ya göre, bu gelişmenin diğer önemli bir yanı da. Yeni Taş Çağı kabilelerin farıma elverişli toprakları bulmak için göç etmeleri ile esas buluşları olan tarımı da yaygınlaştırmış olmalarıdır.


Kilikya bölgesinin tarım yapılabilen Tarsus düzlüğündeki sulak ve verimli ovaları, yoğun orman alanları; Yeni Taş Çağı insanı için yaşanabilir bir coğrafyaya sahipti. Burada bulunan ve ovanın rahatlık-la gözetlenebildiği bir yüksekliğe sahip olması nedeniyle Gözlükule olarak bilinen yerleşimde, ilk kazıları İngiliz Konsolosu VV.B.Barker ve daha sonra 1852 yılında Fransız Gezgin V.Langlois yaptı. Buldukları çok sayıdaki eser yurtdışına götürüldü. 1918'de Kilikya'yı işgal eden Fransız birliklerinden bir topçu grubunun Gözlükule'de konuşlanması, höyükte büyük tahribata neden oldu.


Hetty Goldman, Byrn Mavr Koleji, Fogg Müzesi, Harvard Üniversitesi ve Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün girişim ve destekleri ile ilk defa 1935-1939 yılları arasında arkeolojik araştırma ve kazılar yaptı. II. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen kazı çalışmaları, 1947-1949 yılları arasında tekrar sürdürüldü.


Modern Tarsus kentinin güneydoğusunda, Mersin-Adana otoyolundan bütünüyle görülen höyük, İslam uygarlıklarından Geç Yeni Taş Çağı'na kadar 33 katmandan oluşmaktadır. Çiftçi ve çoban toplumunun yaşadığı ilk katmanlarda, toprak sıvalı mekan zeminleri ortaya çıktı. Ayrıca volkan camından (obsidien) yapılmış çok sayıda kesici, delici, kazıyıcı aletler, ok ve mızrak uçları ile Filistin'deki Gassulien kültürü ile benzerlik gösteren siyah veya kırmızı tek renkli perdahlı ve tırnak izi süslemeli çanak çömlekler buldu.

Öte yandan, Mersin'in Demirtaş Mahallesindeki Soğuksutepe ya da Yumuktepe olarak bilinen höyükte, J.Garstang'ın 1937-1940 yılları arasında gerçekleştirdiği arkeolojik kazılarda. Orta Çağ İslam uygarlıklarından Erken Yeni Taş Çağı'na kadar inen, kesintisiz yerleşimlere ait çok sayıda katmanlar tes-pit edildi. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle çalışmalara ara verildi. Bu arada Yumuktepe arşivinin bulunduğu Liverpool'daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü'nün Alman bombardımanında isabet almasıyla, tüm Yumuktepe kazı raporları ve buluntular imha oldu. Buna rağmen J. Garstang, Chicago Orient Enstitüsü'nde ve bazı kişilerde bulunan Yumuktepe ile ilgili dokümanları toparlayarak, 1947-1948 yıllarında kazı çalışmalarına tekrar devam etti. Uzun bir aradan sonra, 1993 yılından itibaren İstanbul Üniversi-tesi Edebiyat Fakültesi'nden Veli Şevin başkanlığında, Roma Üniversitesi'nden İsabella Caneva ve çeşitli dallardan oluşan bilim heyeti, kazı çalışmalarım sürdürmektedirler.


Mersin ve Tarsus olarak bilinen her iki yerleşimin, farıma elverişli sulak alanda kurulmuş olmala-rı, Yukarı Mezopotamya'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yönelik geçiş yolları üzerinde bulunmaları nede-niyle, önemli bir coğrafi konumdaydılar. Höyüklerde yapılan bilimsel çalışmalar, insanlık tarihi için pek çok değerli bilgi ve eserlere ulaşmamızı sağlamıştır. J.Garstang "Prehistoric Mersin" başlıklı yayınında, endüstri olarak tanımladığı çok sayıda ve çeşitteki taş, seramik, metalden yapılmış, eşya ve alet ile mimari kalıntıların uzun listelerin! vermektedir, insanın ihtiyaçları doğrultusunda çevresinden yararlanması, keşiflerde bulunması ile bunların kentler ve bölgeler arasındaki dolaşımım sağlaması; ekonominin iki ana kaynağı olan üretim ve ticaretin; kültürel ve sosyal ilişkilerin gelişmesinin de başlangıcı olmuştur. Bu höyüklerden elde edilen objelerin bir bölümü İçel, Tarsus ve Adana Müzeleri'nde sergilenmektedir.

J.Garstang, höyüğün XXXIII. ve XXVII. katmanları arasında. Erken Yeni Taş Çağı kültürlerine ait konutlar, el yapımı siyah ve gri renkli, tırnak izi süslemeli çanak çömlekler ve çeşitli el aletleri buldu. Bu ilk yerleşim katmanlarının üstündeki yapıların inşaatında taşın kullanılması, yeni bir gelişmenin işareti idi. Burada bulunan bazı çömlekler, kili yaş halde iken çizilerek, içlerinin beyaz bir madde ile doldurul-masıyla "incrustation" denilen yöntemle süslenmiş, ayrıca "monocrom" denilen tek renkle boyanmış ça-nak çömlekler, volkan camı ve çakmak taşından yapılmış aletler ve silahlar da bulunmuştur.

Son Yeni Taş Çağı'na ait XXVI. ve XXV. katmanlarda bulunan büyük ölçekli ağıllar, dokumacılıkta kullanıldığı anlaşılan kahverengi büyük ağırlık taşları, yün eğirmeye yarayan kirmanın basma takılan taş ağırşaklar, orak delgiler, kemik ve boynuzdan yapılmış iğneler, tarımsal üretimde kullanılan yarım daire şekilli aletler, ilk kez rastlanılan yıldırım desenli ve boyalı çanak-çömlekler, üretim ekonomisinin; toplumsal bilincin giderek geliştiğin! göstermektedir. Bu dönemin bulguları, insanların imece ve işbölümü gibi dayanışma ile planlı çalıştıklarım belgeliyor. Ortaklaşa inşa edilen koruyucu duvarlar, toprağı işleyen köylüler, çanak-çömlek üreten ustalar, yapı kalfaları ile taş, seramik ve metalden plastik sanat ürünleri yapan yontucu ve desinatör gibi gruplar vardı. Bunlar çanak, çömlek ve metal eşya üzerine geometrik ve figüratif desenler uygulamakta, mühürler, hayvan ve çıplak kadın heykelcikleri yapmaktaydılar. F. Schachermeyr'e göre; kadın heykelcikleri, kadının doğurganlığı nedeniyle Yaratıcı Büyük Ana'ya tap-mak için dini amaçla; dişi olmaları ise Mersin Yeni Taş Çağı sakinlerinin anaerkil aile yapısından kaynaklanmaktaydı. XI. kata ait seramik ördek başı, kulp ve evcil hayvanlara ait küçük boyutlu figürler, Yumuktepe plastik sanatının en ilginç ve sempatik örnekleridir.

Her iki yerleşimde de çok sayıda ve çeşitte bulunan alet ve silahların hammaddesi olan volkan ca-mı (Obsidien), Torosların kuzey gerisinde üçüncü zamanda oluşan Erciyes, Hasan ve Melendiz volkanik dağlarının çevresinde bulunmaktaydı. Böylesine erken dönemlerde kıyı yerleşimlerinin ihtiyaçları nedeniyle, bölgeler arası alışveriş ilişkilerine girmeleri, Anadolu kültür coğrafyasını zenginleştiren çok önemli bir gelişmeydi. V. Sevin, Mersin'de kullanılan volkan camı objelerin analiz sonuçlarına bakarak, bunların Orta Anadolu kaynaklarından geldiğine işaret etmektedir. Mersin'de obsidien yongalama ürünlerinin olmayışı, bu ürünlerin doğrudan veya aracılar eliyle mamul halde ithal edildiğin! göstermektedir. J.Mellaart'ın Çatalhöyük ekonomisinin önemli bir dalı olan obsidien ticareti ile Batı Anadolu, Kıb-rıs ve Batı Akdeniz kıyıları ile obsidien alışverişi üzerinde tekel kurduklarım belirtmesi. Mersin ve Tarsus volkan camı aletlerinin kaynağına açıklık getirmektedir

V. Sevin'e göre: "Höyükte balık dışında hiçbir yabani av hayvanı kemiğine rastlanmamıştır. Keçi, koyun, sığır ve domuzdan oluşan dört ana grubu içeren fauna istisnasız evcildir. Yumuktepe, dört türünde evcil olarak görüldüğü en erken merkezlerden biridir. Bu durum hayvancılık ekonomisinin geliştiğini, kültürel ve ideolojik dünyanın da Çatalhöyük'ten tümüyle farklı olduğunu göstermektedir".


Yapı temellerinde, özellikle silo tabanlarında çokça kullanılan yuvarlak taşlar, höyüğün hemen eteğindeki Müftü deresinden sağlanmıştır.

<<<Mersin Anasayfası
Devam >>> 1 - 2 - 3



Mersin Rehber Bir Ajans Metropol Yayınıdır...
Bilgi İçin 0324 336 00 30 Pbx - info@ajansmetropol.net