Ana Sayfa
Biz Kimiz?
Gerekli Bilgiler
Mevzuat Linkleri
Linkler
İrtibat

 

"Bronz kesinlikle uzmanlaşma gerektiren bir üretimin ve örgütlenmiş bir ticaretin varlığım belirler." S. Aktüre


Anadolu insanı Yunanistan, Ege adaları, Girit ve Avrupa'dan çok önceleri bronz alaşımını bilmekteydi. MÖ. 3000 yıllarından itibaren bakıra, erimesi sırasında 1/6 oranında kalay katarak daha sert ve dayanıklı bir alaşım elde etti. Bu alaşımı balta, kılıç, ok ucu, topuz, hançer gibi silahlar ile figürler, kült eşyaları, mühür, kapkacak gibi çok çeşitli üretim alanlarında kullandı.


Gözlükule ve Yumuktepe'de, bu yeni alaşımın alet ve çeşitli eşyaların yapımında kullanılmasıyla birlikte, tarımdan küçük sanayiye geçiş süreci başladı. Toplumsal örgütlenme, toplumsal ve demografik yapı ile kentleşme ve bölgelerarası ilişkiler de yoğunluk kazandı.


Maden cevherlerinin farklı bölgelerde bulunması, bu ilişkilerin ve maden kullanımının yayılmasında başlıca faktörü oluşturmaktaydı. Yeni Taş Çağı'nın kendine yeterli kapalı tarım ekonomisi, madenin kullanılması ile birlikte dışa açılmak zorunda kalmıştır. MÖ. 1900'de merkezi Kayseri yakınlarındaki Kaniş Karumu bölgelerarası bakır ve kalay ticareti organizasyonu bunun en önemli örneklerinden biridir. Kalay madeni Asur'da, bakır madeni ise Anadolu'da çokça bulunmaktaydı. Bronz alaşımı elde etmek için gerekli olan her iki madenin bir araya getirilmesi gerekiyordu. Bronz Çağı'nda en önemli maden ulaşım yolları Asur'dan başlayarak Fırat bölgesine, buradan Kapadokya'ya ve Toroslar üzerinden Kilikya'ya ulaşıyordu. A. Goetze Kilikya geçitlerine, bakır-kalay yolu da demektedir.


R. J. Forbes, metalin ve metal işleme tekniklerinin yayılması, yalnızca ticaret ilişkileriyle değil; ti-caretin yanısıra göçler yoluyla ortaya çıkan mekansal maden kaynaklarının farklı bölgelerde olması ve-ya bu madeni işleyen ustaların göçler yoluyla ortaya çıkardığı mekansal hareketlilikle açıklamaktadır.


J. Garstang, Yumuktepe Höyüğü'nde X1I-A katmanım Tunç Çağı'nın başlangıcı olarak tespit etmiş-tir. Yumuktepe'de bulduğu bronz eşyalar üzerindeki süslemelerin, Truva ve Karaoğlan eski bronz eserlerinde görülen paralel kırık hatlarla yapılmış süslemelerle olan benzerliği, bronz kültürünün nasıl yaygınlaştığının tipik örneklerinden biridir. Ayrıca bu katmanda bulunan siyah astar üstüne beyaz boyalı, Truva I ve IV tipi çanak çömleğin varlığına değinerek, Yumuktepe'ye Batı ve Orta Anadolu'dan göçmen gruplarının gelmiş olabileceğini de belirtiyor. F. Kınal ise T. Özgüç'ün Samsun Kaledoruğu'nda bulduğu benzeri seramikleri örnek göstererek; yöremizden, Karadeniz'e kadar uzanan göç veya kültür ilişkilerine de dikkat çekmektedir.


Gözlükule'de MÖ 3000-2750 arasında tarihlenen Erken Tunç Çağı yerleşimine ait arkeolojik bu-luntular, nitelik ve adet bakımından daha zengin ve gelişmiş olarak karşımıza çıkıyor. Burada yerli Akkad tipi ve Suriye kökenli seramiklerin bulunması, Yumuktepe'de olduğu gibi, Gözlükule'nin de doğu ile daha yakın ilişkide olduğunu göstermektedir. M. J. Mellink'in bu konuda gösterdiği ticaret güzergahları ve taşınan ürün tipleri de bu görüşü doğrulamaktadır. Il-A-B katmanından sonraki yerleşimin çevresini kuşatan den-danlı koruyucu duvarların varlığı da, Kilikya bölgesinde daha sonra ortaya çıkacak feodal küçük krallıkların öncü bir örneğini anımsatmaktadır. III. katmanda bulunan Alacahöyük tipindeki bronz hançer ve Hitit yapı kalıntıları, yöredeki Hitit varlığının belgeleridir.


Mersin yöresinde, Mezolitik ve Paleolitik çağlara ait buluntulara henüz rastlanmıştır. Ancak Yeni Taş, Bakır Taş ve Tunç Çağları'na ait bulgular Gözlükule'de Argolis'ten alındığı anlaşılan Miken sera-miği (Geç Helladic Il.C dönemi-MÖ 1250) gibi batılı örneklere rağmen, Mezopotamya çağdaş kültürlerinin yoğun etkisi altında kaldığım açıkça gösteriyor. Ancak, bu kültür ve yaşam biçimi bir kopyacılık değil, Anadolu kültürü ile kaynaşmış bir sentez olarak tanımlanabilir. Tunç Çağlarısın sonlarına doğru, Anadolu'daki yerel beylik ve krallıklar üzerinde siyasi egemenlik sağlayan Hitit Devleti'nin ortaya çıkışı da aynı zamana rastlamaktadır.

Gözlükule ve Yumuktepe höyüğünden elde edilen seramik buluntular (İçel Müzesi)


Yazılı kil belgeler yöre tarihini aydınlatıyor


Ön Asya uygarlıklarının Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'da gelişmesine rağmen, yazının kullanılması ile başlayan tarihi çağlar, öncelikle MÖ. 3000 sonlarında Mısır ve Mezopotamya'da başlamış, Anadolu'ya ancak 1000 yıl sonraları ulaşabilmiştir. Bunlara ait pi-şirilmiş kilden yapılmış çivi yazılı belgeler (tablet); Kayseri yakınlarında, dünyanın ilk ortak pazarı niteliğindeki Kültepe Höyüğü yamaçlarında, Asur ticaret kolonisi olarak MÖ. 1900'lerde kurulan Kaniş Karumu'nda bulunmuştur. Çok sayıdaki bu belgelerin bir kısmı, MÖ. 17. yüzyıldan itibaren Anadolu'da ve yöremizde siyasi egemenlik kuran Hitit Devleti'nin başkenti Hattuşaş arşivlerinde bulunan 10.000'i aşkın belgeden bazıları ile İçel Bronz Çağı yerleşimlerinden elde edilen kil ve bronz belgeler; yörenin yazılı tarih dönemlerinin aydınlanmasını sağlamıştır.


Anadolu'da tarihöncesi çağlarda yaşanan dingin ortam, MÖ. 2000 yıllarına doğru dışarıdan gelen yoğun göç dalgalarıyla sarsıldı. Barışçıl ortamdan kültür ve toplumsal yapıya kadar her alanda büyük değişikliklere uğradı. Avrupa'nın, belki de Asya'nın kuzeyinde oturan Hint-Avrupalılar, henüz netleşmeyen nedenlerle, MÖ. 3000'in son çeyreğinde, Atlantik kıyılarından Hindistan'a kadar ulaşan geniş bir mekan içinde, güneye doğru göç ettiler. Bu göç grupları arasında nereden geldikleri tartışılan Hi-titler ve onlarla gelen daha birçok Hint-Avrupa kavimleri, bir varsayıma göre Kafkasya üzerinden Anadolu'ya, A. Götze'ye ait diğer bir varsayıma göre ise batıdan boğazlar üzerinden geldiler.


Hititler, MÖ. 17. yüzyılın başlarında önceleri Hatti ülkesi ve başkentleri Hattuşaş'ı (Boğazkale) yö-netimleri altına aldılar. Kendilerinden önce burada kurulmuş birçok kent devletini de teker teker elde ederek federasyon niteliğindeki Hitit Devleti'ni kurmayı başardılar. E. Akurgal'a göre, Anadolu'da ilk kez, başkentten yönetilen merkezi bir devlet yapışı oluşmuştu. T. Özgüç, kısa sürede elde edilen bu başarıya şöyle bir açıklık getiriyor: "Hititler, yalnız Anadolu'ya geldikleri zaman değil, hemen sonraki dönemde de azınlıktaydılar. Buna karşılık, Orta ve Kuzey Anadolu'da kendilerinden önce kurulmuş küçük kent dev-letlerini yönetenler, her türlü silah kullanmayı ve üretmeyi biliyor, aynı zamanda da zengin ve etrafı sur-larla çevrili, korunaklı kentlerde oturuyorlardı. Bu nedenle sayıca az olan Hitit göçmenlerinin, bu kadar kısa zamanda ve her yerde, bir anda varolan bütün kentleri yıkıp yakmaları pek olası değildir. Onların başarısı, yerli uygarlığı kabul etmeleri ve buna uyum göstermeleri, sonra da kendi katkılarını yapmaları olsa gerekir," diyor. Ancak burada önemle belirtilmeli ki; Alişar ve Anitta tabletlerine göre, Hititler'den önce Kuşşara Krallığı, Anadolu'nun pek çok kentini bir birlik altında zaten toplamıştı. Kilikya'da Luwi ve Hurri kültürleri de güçlü bir biçimde varlıklarım sürdürmekteydiler. Hititler, yörede kendi geleneklerini kabul ettirmek istedilerse de, bunu yeterince sağlayamadıkları belgelerden anlaşılıyor.


MÖ. 6. yüzyıla kadar yörenin yazılı tarihi Hurri, Luwi, Arzavva ve Kizzuwatna gibi yerel krallıklar ve bunların kültürleriyle, buraya daha sonraları egemen olan Hitit, Asur ve Babil Krallıkları'nın tarihleri ile iç içedir.


<<<Mersin Anasayfası
Devam >>> 1 - 2 - 3



Mersin Rehber Bir Ajans Metropol Yayınıdır...
Bilgi İçin 0324 336 00 30 Pbx - info@ajansmetropol.net