|
|
"Alexander'in
komutanlığından Asya İmparatorluğuna"
Seleukhos Hanedanı Yönetiminde Kilikya
Alexander imparatorluğu kısa sürede kurulmuş, parçalanması da kısa
sürede olmuştu. imparatorun ölümü ardından, komutanların Anadolu
ve çevresindeki ülkelerde yaptık-ları paylaşım sonucunda Makedonia,
Ptolemaios, Seleukhos, Thrakia gibi büyük krallıklar ortaya çıktı.
"Diadokhoslar" denilen bu kral komutanlar, yaklaşık 200
yıl boyunca, farklı uluslardan oluşan bu yabancı ülkelerde sürekli
toprak ve egemenlik çatışması içinde oldular. Bu dönemde kesintisiz
olarak değişen sınırları, savaşlar ile elden ele geçen ülkeleri,
çok sayıdaki kral ve prensin iktidar ve güç elde etme uğruna verdikleri
amansız mücadeleleri ve siyasi olayların karmaşıklığım belirli bir
kronoloji içinde izlemek hayli güçtür. Böylesine karmaşık bir ortam,
Ön Asya ve Balkanların batı ucundaki Roma Devleti'ni, istese de
istemese de zaman içinde doğuya yöneltecektir. Romalı imparator
ve generaller, kendilerin!, ordu ve donanmaları ile birlikte Anadolu'nun
bu karmaşık ortamının içinde bulacaklardır. Kararları ise en güçlü
ve en büyük olarak kendi çıkarlarına, "bol ve yönet" ilkesine
bağlı olacaktır.
Her şeye rağmen, bu dönemde kültür, sanat ve ekonomi, yüksek düzeylere
ulaşmış; klasik sanat, Anadolu'ya özgü bir sentezle yorumlanarak,
mimarlıktan güzel sanatlara kadar her alanda pek çok şaheserler
yaratmıştır. Bunun ana kaynağı ise Anadolu ve Ön Asya'da binlerce
yılda oluşan güçlü kültürler ve zengin doğal yapıdır.
Alexander'in ölümünden az önce Kilikya Satraplığı'na atanan Philotas,
imparatorun ölümünden sonra da bu görevinde kalmıştı. imparatorluğun
parçalanmasından sonra Antigonos ve oğlu Demetrios Anadolu'ya; Seleukhos
Babil, Mezopotamya ve İran'ın doğu bölgelerine, Ptolemaios ise Mısır
ve Suriye ye sahip oldular. Alexander'in Makedonyalı komutanlarından
Babil Satrabı Seleukhos Nicator, rakibi Antigonos'u yenmesinin ardından
kendisin! Suriye Kralı ilan etti ve kendi adım taşıyan Seleukhos
Krallığı'nı kurdu. Ardından batı yönünde Anadolu topraklarında genişlemek
amacıyla, başkentini Babil'den, babası Antiokhos'un anısına Antioch
(Antakya) adım verdiği kente nakletti. Seleukhos daha batıya yönelerek
Kilikya'nın önemli kentlerinden ve kendi adım taşıyan 9 kentten
biri olan Seleucia on Caiycadnus'u (Göksu kenarındaki Silifke) kurdu,
Strobon'a göre buraya kıyıda bulunan Holmi (Taşucu) halkını yerleştirdi.
Kısa süre içinde gelişen Seleucia, anıtsal yapılarıyla bayındır
ve yüksek düzeyli bir yaşam seviyesine ulaştı.
Seleukhos'dan sonra tahta çıkan oğlu l. Antiochos Soter'in başarısız
yönetimi bağımlı krallıkları ayaklandırdı. Çıkan iç karışıklıkları
fırsat bilen Mısır Kralı II. Ptolemaios güçlü donanması ile MÖ 246'da
Kilikya'yı işgal etti. Bölge ancak H. Antiochos zamanında geri alınabildi.
Seleukhos Devleti'nin en güçlü kralı 11 l. Antiochos döneminde yeniden
kalkınan krallık, sınırlarım doğuda Hindistan'a kadar genişleterek
büyük bir imparatorluğa dönüştü. Ön Asya'nın en verimli topraklama
sahip olan krallık, bağımlı pek çok ülkeden toplanan vergilerle
büyük gelir elde etmekteydi.
Düzenli
para sistemi kuruldu. Köle emeğine dayanan büyük tarım alanları,
gemi inşası için elverişli sedir ormanları, zengin maden yatakları,
çok sayıda liman, deniz ve kara ticaretine hizmet eden ekonomik
altyapılardan oluşan devasa sistemden elde edilen büyük gelirler;
devleti, kent aristokrasisini ve tacirleri olağanüstü zenginleştirdi.
Romalılar'ın da örnek aldığı, doğu geleneklerim ve görkemini yansıtan
saraylar büyük debdebe içindeydi. Hazine ve kent gelişmesine yansıyan
parasal kaynaklar, bayındırlık faaliyetleri ile bu sistemi koruyan
ordu ve donanmaya harcanmaktaydı. (Ordu, Makedonyalı Phalankslar.
filler, tırpanlı savaş arabaları ve ağır donanımı ile vurucu güce
sahipti.) Doğu Akdeniz'in birçok kenti, kültür, sanat ve kentleşme
de İskenderiye ile yarışır hale gelmişti. Tarihi kaynaklar incelendiğinde
Seleukhoslar'ın zenginliğinin şaşırtıcı boyutlarda olduğu görülür.
Yörede bunun en çarpıcı örneği, 1995 yılında Tarsus Cumhuriyet Meydanı'nda
ortaya çıkarılan antik caddedir. Seleukhoslar MÖ 2. yüzyılda Tarsus
kentini yeniden imar etmek üzere proje hazırladılar. Ayrıntıları
Tarsus ilçesi bölümünde yer alan ba-zalt kaplamalı, mühendislik
harikası olan yol, bu proje kapsamında yapılmıştı.
Helenistik ve doğu kültürlerinin sentezi olan bu olağanüstü zenginlik
ve güç, Alexander ekolünden gelen ve aşırı güven duygusuna sahip
lll. Antiochos'u büyük bir imparatorluk kurma arzusuyla batıya yöneltti.
III.Antiochos'un bu cüretkar girişimi kendisinin ve krallığının
sonu olacak, bölge neredeyse bir devlet düzeyinde örgütlenmiş korsanların,
daha sonra da doğrudan Roma İmparatorluğu'nun eline geçecektir.
Kral, MÖ 197'de donanmasıyla Kilikya kıyılarından batı yönünde denize
açıldı. Yolu üzerindeki Soloi ve Corycos kentlerinin önderlerinden
saygı gördü. Coraceasium (Alanya) ve daha sonra Side'ye geldiğinde
kendisini karşılayan Bergama yanlışı Rodos elçileri, kralı bu girişiminden
vazgeçirmek istedilerse de başarılı olamadılar. Kral, yoluna devam
ederek Efes kentine girdi ve MÖ 197-196 kışım orada geçirdi. Burada
Roma'nın ezeli düşmanı Hannibal ile bir araya gelmesi ve daha ileri
giderek, Yunanistan'a çıkması onu Roma orduları ile karşı karşıya
getirdi. ThermopyIai yakınlarındaki ilk yenilgisinden sonra, geri
çekilen ve savunmaya geçen Ill. Antiochos, daha sonra ardarda yeni
saldırılar düzenledi. Tüm bu gelişmeler karşısında Roma senatosu
lll. Antiochos'u durdurmak için Batı Anadolu'ya askeri müdahale
kararı aldı. MÖ 190 yılında Magnesia (Manisa) yakınlarında Romalılarla
yapılan savaşta büyük bir yenilgiye uğran Ill. Antiochos, Batı Anadolu'dan
geri çekilmek zorunda bırakıldı. MÖ 188'de yapılan Apameia (Dinar)
Anlaşması'nın ağır şartlarım kabul eden krallık, askerlerini bundan
böyle Toros Dağları'nın ötesine gönderemeyeceği gibi, gemilerim
de Seleucia (Silifke) yakınındaki Caiycadnos (Göksu) akarsuyunun
ağzı ile Sarpedon (İncekum) Burnu'ndan daha batıya geçiremeyecekti.
<<<Mersin
Anasayfası
Devam
>>> 1 - 2
|