Ana Sayfa
Biz Kimiz?
Gerekli Bilgiler
Mevzuat Linkleri
Linkler
İrtibat

 

Doğu Akdeniz ekonomisi ile varolan İmparatorluk BİZANS
"Ben Paulus, elimle selam sizlere. Benim bağlarımı hatırlayın. İnayet sizinle olsun."
St. Paulus'un Colossaelilere (Honaz) yazdığı mektupları.


Roma yönetiminin Kilikya'da en güçlü olduğu l. yüzyıl başlangıcında, Paulus'un benim bağlarımı hatırlayın mesajım alan inananlar, 300 yılı aşkın süre boyunca sayısal olarak çoğaldılar, toplumsal olarak örgütlendiler.


imparatorlar Diokletianus ve Galerius, antik geleneklere, Yahudiler arasındaki bölünmeye ve yönetime başkaldıran ayrılıkçılar olarak gördükleri Hıristiyanlığın yayılmasına şiddetle karşı koydular, önderlerim ve inananlarım acımasızca cezalandırdılar. St. Paulus'un önderliğinde Hıristiyanlığın yoğunlaştığı Kilikya, bu yasak ve cezalandırmalardan en çok etkilenen bölge olmasına rağmen, Hıristiyanlık en güçlü şekilde burada örgütlendi.
360 yılında Constantinus'un iktidara gelmesiyle Kilikya bölgesi Hıristiyanlan baskıdan uzak kaldı. Zira, Hıristiyanlığı kabul ettiği söylenen bu imparator, devletin ağırlık noktasını doğuya nakletmenin, buna rağmen Hıristiyan düşmanı bir tutum izlemenin mümkün olmayacağını görmüştü.


"Neoplatonik" akımın sözcülüğünü yapan Julianus yeniden Hıristiyanlarla mücadeleye girişti. G. Ostrogorsky, bu imparator için: "Kaybolup gitmekte olan dünyanın sihri, bu dünyanın sanatı, aydınlı-ğı ve hikmetine karşı duyduğu ihtiraslı sevgi, Costantinus Hanedanı'nın bu son temsilcisine, yeni dini inanca karşı savaş açtırdı." diye yazar.


İmparatorluğun 395 yılında resmen doğu-batı olarak ikiye ayrılmasının ardından Balkanlar, Trakya, Anadolu, Suriye ve Mısır eyaletlerinden oluşan Doğu Roma'nın (Praefectura praetorio Oriendioecese) sınırları içinde yeralan Kilikya'da yeni bir dönem başlayacaktır.
Bizans İmparatorluğu; Roma Devlet sistemi, Hellen kültürü ve Ortodoks Hıristiyan inancının bir sentezi olarak tanımlanır. Buna eklememiz gereken önemli gerçek; batı kanadı çöken imparatorluğun, Bosphoros'daki eski Byzantion sitesini başkent yaparak, doğulu bir kültür coğrafyasında varlığı 1000 yıl sürecek yeni bir uygarlığı ortaya çıkarmış olmasıdır.


Bu yeni gelişmelere rağmen, Roma döneminde Kilikya'daki büyük kentlere yerleşmiş olan toprak, işletme ve ticarethane sahibi Latin kökenli burjuva ve aristokratlar eski gelenek ve inançlarını terketmediler. Çökmekte olan batının ticari talepleri giderek azalmış da olsa, bağlarını sürdürmeye devam ettiler.

Ancak, kısa bir süre sonra Bizans yönetiminin; siyasi, dini, ekonomik, ticari, kültürel ve sosyal yapılaşmasını, Başkent İstanbul yönünde yoğunlaştırmasıyla; bu defa Karadeniz ve Marmara bölgesi ön plana çıkmış; Batı Anadolu'nun metropol Roma kentleri Efes ve Milet sönükleşmeye başlamıştı. Kilikya ve hinterlandının denize çıkış kapıları olan limanlarındaki ticaret ve ekonomi de giderek daralmaya, içe dönükleşmeye başlayınca; işletmeler ve ticarethaneler, sermayeleriyle birlikte Roma veya İstanbul'a göç ettiler. Böylece Kilikya'nın 200 yıl süren parlak dönemi, kararmaya başladı. Bunun en çarpıcı kanıtı, çeşitli tanrılara ait heykel kabartmaları ile süslü tapınak, tiyatro, gymnasium, stadyum, nymphiyum ve stoa gibi anıtsal yapıların hemen tamamının l ve 2. yüzyıllarda inşa edildiği, bundan sonraki yüzyıllar-da bu türdeki yapılaşmanın durduğu, ancak 4. yüzyıldan itibaren çoğu kilise ve manastır olan Hristiyanlık yapılannın ortaya çıktığıdır.


Yeni yönetim, çok tanrılı "Paganist" dediği kültür ve inanç kurumlarım kapatmaya, yapılarını ortadan kaldırmaya, malzemelerim devşirmeye başladı. (Bu süreç Justinianus döneminde tamamlanmış-tır.) Ardından tek tanrılı Hristiyan dini, yöre için köklü değişiklikleri de beraberinde getirirken, karşıt görüşler arasında toplumsal çatışmalarda yaşanmaktaydı.
Kilise, Antik Çağlar'dakinin aksine, halkı dünyevi ve maddi olmaktan çok sadeliğe ve ahirete özendirdi; giderek merkezi otoritenin rakibi ve alternatifi olarak halk üzerinde büyük yaptırım gücü kazandı. İmparatorlar da siyasi güçlerini büyük ölçüde kilise ile paylaşmak durumunda kaldılar. Kilise, toprak ve gayrimenkul varlıklarımn yanısıra, sahip olduğu parasal kaynakları, üretim aktivitesi ve ekonomik alanlar yerine mistik alanlara yöneltti. Amaç yozlaşmış toplumsal bağları güçlendirmek, insanları bu inanç etrafında cemaat halinde birleştirmekdi. Bu nedenle Kiliya'da birçok kilise ve manastır inşa edildi. Yöre Hristiyanlık inancının yoğunlaştığı bir bölge haline geldi. Dini örgütler olarak piskoposluk ve metropolitlikler kuruldu. Örneğin, daha erken dönemlerde Bizans imparatoru H.Theodosius, Oiba Krallığı'na ait Knyteleis (Kanlıdivane) yerleşiminde, Neapolis (Yeni kent) dediği kutsal bir Hristiyanlık merke-zi kurdu. Daha sonraları bölgenin hemen her yanındaki diğer antik yerleşimlerde benzeri yapılaşmalar başladı. Romalılar'ın 100 yıl önceki Hristiyanları gerip çaktıkları haç, bu defa baştacı edilmişdi.


Yasaklı dönemlerde, St.Paulus önderliğindeki Kilikya bölgesi Hristiyanları, Silifke yakınlarındaki Hagia Thekla örneğinde olduğu gibi (Ayatekla-Meryemlik), Göksu vadisi içinde gizlenmiş çok sayıdaki mağara tapınaklarında toplanmakta ve gizli ibadet yapmaktaydılar. Azize Thekla'nın ölümünden sonra kutsal bir alana dönüşen bu mağara kilisenin üzerine, 12. yüzyılda Bizans imparatoru İsaakios Zenon tarafından büyük bir bazilika külliyesi inşa ettirildi. Günümüzde apsis kısmına ait anıtsal bir bölümün kaldığı bu kilisenin yapımı ile ilgili ilginç olayı, imparator Alexiad'ın kızı Anna Kommena, günlüğünde ayrıntılı olarak yazar. Buna göre; imparator İsaakios. Balkanlarda barbarlarla yaptığı bir savaşın ardından büyük din şehidi Thekla'nın anma günü olan 24 Eylül'de Lobitzos (Lofça) dağımn eteklerine gelir. Bura-da aniden çıkan fırtına, gökgürültülü yağmur ve sellerle bütün ordugahı, ağırlıkları sel sularına kapılıp yok olur. Askerlerin ve hayvanların iliklerine işleyen soğuğa rağmen, fırtınaların içinden çıkan şimşekler yöreyi tutuşturacak gibidir. Bundan sonrası Anna Kommena'mn günlüğünde şöyle yazar:"Bu gördükleri karşısında imparator çaresiz kalmışdi. Kasırga biraz hafifleyince sel sularının girdaplarına kapılıp sürüklenen nice adamlarım yitirmiş olarak komutanlarla bu yerden ayrıldı ve onlarla birlikte gidip bir meşenin altına sığındı. Ama orada, kendisine meşenin içinden çıkıyormuş gibi gelen, korkunç, gürültüye ve ulumaya benzer bir ses duydu; o sırada rüzgarlar daha da şiddetle esiyordu; bunların zoruyla meşe St. Apostol Paulus, Chora (Kariye) Müzesi'nde bulunan tasviri. Yanda:Aya Thekla'nın Kıbrıs St. Barnabas Müzesi'nde bulunan tasviri.
ağacı devrilir korkusuyla, ağaç devrilirse altında kalamayacak kadar yeterince uzak biryere çekildi; orada şaşkın şaşkın duruyordu. Birden bire sanki bir işaret verilmiş gibi, ağaç, gözlerinin önünde, kökünden söküldü ve yere savruldu.


İmparator, kendisiyle ilgili tanrı esirgemesi olayı karşısında hayran kalakaldı. O sırada, doğuda bir ayaklanma çıktığı söylencesi yayıldığım öğrendiğinden imparatorluk sarayına döndü, işte o zaman, büyük din şehidi Thekla adına görkemli bir tapınak yaptırdı; bunun, böylesine şatafatlı olarak yapımında harcanan para hiç de az değildi; tapınak, çeşitli sanat dallannın yapıtlarıyla süslenmişti; o (imparator), şürkan adağım orada, Hıristiyanlara yakışır yolda yerine getirdi ve bundan böyle, ayinlere hep orada katıldı.

<<<Mersin Anasayfası
Devam >>> 1 - 2




Mersin Rehber Bir Ajans Metropol Yayınıdır...
Bilgi İçin 0324 336 00 30 Pbx - info@ajansmetropol.net